bnr
 
Asi Nehri Nasıl Oluşmuştur?

Musa Dağında bir yerde, ejderha yaşarmış. Bu ejderhaya her yıl bir bakire, on beş yaşında kız verilirmiş. Bu durum böyle sürüp gitmiş. Günlerden bir gün köyde bakire kız kalmamış. Bir tek padişahın kızı kalmış. Onu da ejderhanın mağarasına görürlerken bir çoban yaklaşıp: “Mağarnın kapısının önünde bekle, o ejderha başını uzatır uzatmaz, ben onu öldüreceğim.” demiş. Kız mağaranın önüne iyice yaklaşmış ve beklemiş. Ejderha kızı yemek için başını mağaradan dışarı çıkarınca çoban mızrağını ejderhanın başına saplamış. Yaralı ejderha başını toprağa gömmüş ve toprağı eşeleyerek yer altından gitmiş, gitmiş... Lübnan’a kadar varmış. Orada başını bir kayaya çarpıp ölmüş. Öldüğü yerde büyük bir pınar oluşmuş. Bu pınarın suları da ejderhanın açtığı yoldan geçerek bugünkü bildiğimiz Asi (Orontes) nehrini oluşturmuş.


Asi Nehrinin Adı :
İki padişah varmış. Birinin kızı, diğerinin oğlu varmış. Bunlar birbirlerine aşıkmış. Oğlan kızı babasından istemeye gitmiş. Kızın babası, kızını vermeden önce oğlana: “Eğer bana yedi nehir yaptırırsan ve bu nehirlerin yataklarını (akış yönlerini) sürekli değiştirebilirsen sana kızımı veririm.” demiş. Oğlan, askerlerine emretmiş. Yedi pınar açmışlar ve bunların suyunu akıtmışlar. Bunların yataklarını değiştirmeye başlamışlar. Güneye akanı kuzeye, kuzeye akanı güneye akıtmışlar. Altı nehrin yatağını değiştirdikleri halde, birinin yatağını değiştirememişler. Onlar değiştirince nehir taşıyor, tekrar eski yatağına akıyormuş. O günden sonra bu nehrin adını Asi koymuşlar.


El-Arabi Makamı Neden Yaptırılmıştır?

Simon Dağında, St. Simon Manastırı vardır. Bu çok eskiden, Hıristiyanların döneminden kalma bir manastırdır. Bir gün El-Arabi manastır yanından yol geçiyormuş. Manastırda yaşayanlar onu davet etmişler. Bu daveti kabul etmiş ve içeri girmiş. Manastır halkı belirli günlerde toplanırmış. O gün de toplanma günüymüş. Halk toplandıktan sonra Papaz Simon içeri girmiş. Girer girmez de içeride değişik, hoş bir kokunun bulunduğunu fark etmiş: “Aranızda bir yabancı var, her kimse ayağa kalksın!” demiş. El-Arabi ayağa kalkmış. İnsanların bir kısmı ona saldırmak istemiş. Papaz Simon: “Durun! Ona sorular soralım, cevaplarını verirse aramızda kalabilir.” demiş. İnsanlar bunu kabul etmiş ve Papaz Simon 40 soru sormuş. El-Arabi de hepsine cevap vermiş. Sonra da: “Bana sorduğunuz soruların cevabını verdim. Siz 40 soru sordunuz. Ben size bir soru soracağım, bakalım cevabını verebilecek misiniz?” demiş. Soruyu sormuş: “Cennetin kapısında ne yazılmıştır?” Tabii, “Kelime-i şahadet” yazılmış. Papaz Simon, cevabı bildiği halde susmuş. Çünkü cevap verirse Müslüman olacaktır. İnsanlar ona tepki göstermiş: “bu kadar soru sordun adam hepsini cevapladı. Sana bir soru sordu sen cevabını veremedin.” demişler. Simon: “Benimle birlikte söylerseniz, cevabını veririm.” demiş. O anda, insanların bir kısmı, Papaz Simon’un söylediklerini kelime kelime tekrar etmiş ve Müslüman olmuşlar. Papazın söylediklerini tekrar etmeyenler Hıristiyan kalmışlar. İşte bunlar El-Arabi’ye saldırmak istemiş. El-Arabi manastırdan ayrılıp, şimdiki makamın bulunduğu tepeye gelmiş. Manastır askerleri takip etmiş ve bu tepede çembere almışlar. Çember iyice daralınca El-Arabi gözden kaybolmuş. Bu tepeden göğe yükseldiği söyleniyor. O günden sonra bu tepenin başına sürekli nur indiyi görülmüş. İnsanlar tepenin başına bu makamı yaptırmış. Ve kutsal günlerde burayı ziyaret ederler. Manastırda, toplantı salonunda otururlarken, El-Arabi’nin elinde değişik ve hoş kokan bir ot varmış. Papaz Simon’un değişik ve hoş dediği koku bu ot kokusuymuş. El-Arabi’nin manastırdan ayrılıp geldiği tepe yolu boyunca, her yıl bahar aylarında o hoş kokulu ot adım başı bitermiş. O otun kokusu, ot koparılıp solduktan sonra çıkar. Kapalı bir yerde tutulursa, örneğin; çekmecede, giysi dolabında yıl boyunca giysiler hoş kokar.